Ah o geçmiş zamanlar diye başlayan ve artık klişeleşmiş
birçok yazı okumuşsunuzdur. Ramazan gelir ve birileri çıkar der ki “Ah! O
geçmiş Ramazanlar” Kurban gelir aynısı, kış gelir aynısı, yaz gelir aynısı…
Bulunduğumuz halden memnun olmamız gerektiğini düşündüğümden
dolayı da bu yazıyı kaleme almadım.
Bazen de “Ah! O eski evlatlar, eski gelinler, eski talebeler/öğrenciler…”
gibi yakınmalar da duyarız.
Peki burada irdelenmesi gereken mesele ne. Örneğin 30 sene
önceki bir Ramazan ayını düşünelim. Güneş doğuyor ve batıyordu. Mevsime göre
yağmur yağabiliyor veya yağmayabiliyordu. Ezan vakti müezzin ezanını okuyordu.
Sofralar yine kuruluyordu. Oruç tutuluyor mahyalar süsleniyordu.
-Şu anda?
Aynı işler yine yapılıyor. Yine Güneş zamanında doğup
batıyor. Yani olaylarda bir değişiklik yok. O halde değişen Ramazan ayı değil.
Değişen insanlar…
“Ah! O eski ramazanlar.” değil de “Ah! O eski insanlar.” demeliyiz.
Bir şehri, bir ayı, mahalleyi, sokağı, evi güzelleştiren o “sene”
, “zaman” değil. Oralarda yaşayan insanlar. Fakirlik önceden de vardı.
Zenginlik gibi. İşçilik o zaman da vardı, patronluk gibi. Yani pozisyonlarımız
aslında aynı. Bulunduğumuz zamanı, ortamı güzelleştirmek, gelecekte özleyecek
hale getirmek bizim elimizde.
“Ah! O geçmiş” demek yerine dikkat etmemiz gereken mesele
bizim büyüklerimiz bulundukları hal içerisinde ister yokluk hali olsun ister
varlık, ister savaş ister sulh ne olursa olsun hayatı güzelleştirmeyi
başarmışlar. Yani eskiden o Ah çekilen hayatın güzel olmasının sebebi o zamanın
şartları değil, o zamanın insanları. Dünya devam ediyor. Hayat tekerrürden
ibarettir derler. Onlar, babalarımız bulundukları hal içerisinde mutlu olmayı,
medeniyet kurabilmeyi başarabildiyse bize düşen bizim de bulunduğumuz bu hal
içerisinde -teknolojik gelişmeler, uzay çağı vs vs- bunu başarabilmektir.
Eskiye özenmeyi bırakıp eski insanların kendi zamanlarının şartlarına karşı
verdikleri mücadeleye, her zorluğa rağmen kalp sükûnunu elde edebilişlerine
özenmeliyiz. Örneğin cömertlik tarihin her asrında insanı ve dalga dalga
toplumu huzurlu kılan bir ahlak. Yoksa tarihin 1800 veya başka bir tarih oluşu
değil insanları, toplumları mutlu kılan.
Onlar bir nesildi, gelip geçtiler. Şimdi çağ bizim çağımız,
zaman bizim zamanımız. Önümüzde hangi durumlar var ise bu durum içerisinde inşa
etmeliyiz medeniyeti. Sokağa çıktığımız zaman yüzümüzdeki tebessüm katkıdır
medeniyete, huzurlu bir toplum inşa etmeye.