Türkiye yükselirken... Evet Türkiye yükselirken... Çünkü Türkiye'nin son zamanlarda hayli bir mesafe katettiği herkesçe malumdur. Kafir üzerimize bu kadar geliyorsa, her köşeden bizi sıkıştırıyor-sa, içimizden hainler edinip darbeye kalkışıyorsa hakikaten ya onlara dokunacak bir şey yaptık ya da hakimiyetlerini, düzenlerini sarsmaya yönelik adımlar attık, bir şeyler yaptık demektir.
Bahsetmek istediğim mesele bu değil. Asıl bahsetmek istediğim mesele ülkesel çapta görünen, koşuşturulan bu gelişme ile kaybettiklerimiz, unuttuklarımız, göz ardı ettiklerimiz... Gençlik ve hayat kurmak... Bir işe atılmak, aile sahibi olmak, anne-babanın sırtına yük olmaktan kurtulmak, ekmeğini eline almak... gibi meseleler. Eğitim sistemimiz 4+4+4 yani 12 sene üniversiteye kadar. Ardından 4 sene hazırlıkla beraber 5 sene üniversite eğitimi. Bir sene uzasa yaklaşık olarak yaş olur 23. Üniversiteye de bir sene geç başlandığı takdirde yaş 24. Kimi mezuniyetten sonra memur olmayı seçer, daha doğrusu memur olma yolu ona açıktır, kimi de memur olmayı seçmez, yine daha doğrusu atamalarda sıkıntı vardır, önü kapalıdır, mecburen özel sektöre yönelir. Atanmak isteyen KPSS ye hazırlık, az puan çok puan tekrar girelim vs derken 2 sene daha, atanma için de 2 sene daha. Özel sektörde çalışmak isteyen tabi hemen 3 bin-5 bin TL maaşla başlamaz. O da kendini toparlayana kadar 2-3 sene derken yaş dayanır otuza. Şairin dediği gibi ömrün yarısı. Ancak hala elde avuçta bir şey yoktur. Ya da yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Daha askerlik var. Kısa-uzun dönem derken, git-gel kendini toparla... Bir sene de oradan. Tabiri caizse hala ipsiz sapsız dolaşılıyordur. Sıra geldi aile kurmaya. Yaş dayanmış otuzlara. Hadi şimdi de bunun telaşı. Bu da minimum bir seneyi alsa, nişan-kına-düğün vs, hayatın önemli bir kısmı geçmiş oldu. Bu ihtiyaçlarını daha yeni karşılamış olan genç (!) şimdi tüm kuvvetini işinde uzman olmaya, ülkesi için faydalı bir birey olmaya harcayabilir demektir. Ancak bu yaşa kadar hayata başlayamamış olmanın, genliği ders sıralarında harap etmenin tesiri ve beden yorulmaya başladığı takdirde evlilik ve yükselmeye başlamış maaşın rehavetiyle gençte (!) oluşan emeklilik fikri. Devlet kurumlarında lutfen çalışan (!) bir yığın tembel insan...
Eğer bin yıllık medeniyetimizi, tarihimizi incelersek gençlerin hayata otuzlarında değil on beşlerinde atıldığını görürüz. Hatta minik yaşta kahramanlar görürüz. Çocuk yaşta askere, düşmanla harb etmeye gidenleri görürüz. 7 yaşında hafız olanları, on küsür yaşında fetva verecek kemale erenleri görürüz. Yirmi beş yaşında hala toplu taşımaya indirimli binen, bir baltaya sap olamamış gençleri değil!
O halde bu konunun ülkemizin değerli sosyologları, pedagogları tarafından ihtimamla incelenmesi gerekir. Şu kağıt üstünde kare köklü sayıları çözebilmek, roman okuyabilecek kadar Türkçe bilebilmek için 8 sene heba etmemek için çare aranmalı. Eğitim süresi arttırılarak işsizliğe çare bulmak ülkeyi aldatmaktan başka bir şey değildir. Sokaklarda hala bir aile dahi kuramamış 20'lerinde,25'lerinde hatta 30'larında bir yığın kitle varsa - ki çok fazla var - bu ülkede ters giden bir şeyler var. Göz ardı edilen temel meseleler var. Huzurlu bir ailede yaşamayan bir bireyden toplumun meselelerine kafa yorması, sosyolojik problemlere çare araması nasıl beklenir. Diyeceksiniz ki ''Bu dediklerini okul okurken yapabilenler, daha lisedeyken, üniversitedeyken işini kuranlar, ailesini kuranlar var, bu kabiliyet, gayret, çaba, beceri meselesi'' Evet Haklısınız! Lakin bu kişiler her şehirde, her üniversitede bir elin parmağını geçmeyecek sayıda insanlar. Çare o dur ki umumu ihata eder. Umumun derdine derman olmayan bir çare nakıstır. Bu probleme istinaden toplum şekillenme ve her bir sonraki nesilde olgunlaşma yaşı daha da gecikmektedir. Bugün 15 yaşında 7 yaş aklında yaşayan koca bir nesil var. Dikkat ederseniz birçok yönden birbirlerine benzerler. Vücut yapılarının anormal sağlıksız iriliği, yüzlerindeki tek tip çocuğumsuluk, konuşmalarındaki çocukluk veya olgun birey dışındaki her şey, günümüzden kopuk, bilgisayar ekranlarına bağlı, toplumsal meselelere duyarsız, ilgisiz, alakasız...
Öyle bir zamandayız ki üniversite mezunları, okumamış, küçüklüğünden beri bir ustanın yanında herhangi bir meslekte ustalaşmış, belini doğrultmuş, hayatını kurmuş gençlere özenir oldu. Okumak hayatı heba etmek olarak görülmeye başlandı.
Eğitim hayatı kısaltılmalı veya ilkokuldan itibaren veyahut ikinci 4'ten itibaren meslek seçimi, branş seçimi yapılmalı ve buna binaen meslek eğitimi başlamalı. Lise ile birlikte günün bir kısmı eğitime bir kısmı mesleği icra etmeye ayrılmalı ve bunun karşılığında gence hayatını kurma fırsatı verilmeli. Ailesini kuran, mesleğini icra eden ve ölünceye kadar mesleğinde kendini daha da uzmanlaştırmaya gayret eden nesiller yetiştirilmeli. Aksi takdirde günümüz kaba ifadesiyle maddi olarak ''bir yere kapak atan'' genç aile kurmak ve yatmak ile hayatını geçirecektir.
Bahsetmek istediğim mesele bu değil. Asıl bahsetmek istediğim mesele ülkesel çapta görünen, koşuşturulan bu gelişme ile kaybettiklerimiz, unuttuklarımız, göz ardı ettiklerimiz... Gençlik ve hayat kurmak... Bir işe atılmak, aile sahibi olmak, anne-babanın sırtına yük olmaktan kurtulmak, ekmeğini eline almak... gibi meseleler. Eğitim sistemimiz 4+4+4 yani 12 sene üniversiteye kadar. Ardından 4 sene hazırlıkla beraber 5 sene üniversite eğitimi. Bir sene uzasa yaklaşık olarak yaş olur 23. Üniversiteye de bir sene geç başlandığı takdirde yaş 24. Kimi mezuniyetten sonra memur olmayı seçer, daha doğrusu memur olma yolu ona açıktır, kimi de memur olmayı seçmez, yine daha doğrusu atamalarda sıkıntı vardır, önü kapalıdır, mecburen özel sektöre yönelir. Atanmak isteyen KPSS ye hazırlık, az puan çok puan tekrar girelim vs derken 2 sene daha, atanma için de 2 sene daha. Özel sektörde çalışmak isteyen tabi hemen 3 bin-5 bin TL maaşla başlamaz. O da kendini toparlayana kadar 2-3 sene derken yaş dayanır otuza. Şairin dediği gibi ömrün yarısı. Ancak hala elde avuçta bir şey yoktur. Ya da yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Daha askerlik var. Kısa-uzun dönem derken, git-gel kendini toparla... Bir sene de oradan. Tabiri caizse hala ipsiz sapsız dolaşılıyordur. Sıra geldi aile kurmaya. Yaş dayanmış otuzlara. Hadi şimdi de bunun telaşı. Bu da minimum bir seneyi alsa, nişan-kına-düğün vs, hayatın önemli bir kısmı geçmiş oldu. Bu ihtiyaçlarını daha yeni karşılamış olan genç (!) şimdi tüm kuvvetini işinde uzman olmaya, ülkesi için faydalı bir birey olmaya harcayabilir demektir. Ancak bu yaşa kadar hayata başlayamamış olmanın, genliği ders sıralarında harap etmenin tesiri ve beden yorulmaya başladığı takdirde evlilik ve yükselmeye başlamış maaşın rehavetiyle gençte (!) oluşan emeklilik fikri. Devlet kurumlarında lutfen çalışan (!) bir yığın tembel insan...
Eğer bin yıllık medeniyetimizi, tarihimizi incelersek gençlerin hayata otuzlarında değil on beşlerinde atıldığını görürüz. Hatta minik yaşta kahramanlar görürüz. Çocuk yaşta askere, düşmanla harb etmeye gidenleri görürüz. 7 yaşında hafız olanları, on küsür yaşında fetva verecek kemale erenleri görürüz. Yirmi beş yaşında hala toplu taşımaya indirimli binen, bir baltaya sap olamamış gençleri değil!
O halde bu konunun ülkemizin değerli sosyologları, pedagogları tarafından ihtimamla incelenmesi gerekir. Şu kağıt üstünde kare köklü sayıları çözebilmek, roman okuyabilecek kadar Türkçe bilebilmek için 8 sene heba etmemek için çare aranmalı. Eğitim süresi arttırılarak işsizliğe çare bulmak ülkeyi aldatmaktan başka bir şey değildir. Sokaklarda hala bir aile dahi kuramamış 20'lerinde,25'lerinde hatta 30'larında bir yığın kitle varsa - ki çok fazla var - bu ülkede ters giden bir şeyler var. Göz ardı edilen temel meseleler var. Huzurlu bir ailede yaşamayan bir bireyden toplumun meselelerine kafa yorması, sosyolojik problemlere çare araması nasıl beklenir. Diyeceksiniz ki ''Bu dediklerini okul okurken yapabilenler, daha lisedeyken, üniversitedeyken işini kuranlar, ailesini kuranlar var, bu kabiliyet, gayret, çaba, beceri meselesi'' Evet Haklısınız! Lakin bu kişiler her şehirde, her üniversitede bir elin parmağını geçmeyecek sayıda insanlar. Çare o dur ki umumu ihata eder. Umumun derdine derman olmayan bir çare nakıstır. Bu probleme istinaden toplum şekillenme ve her bir sonraki nesilde olgunlaşma yaşı daha da gecikmektedir. Bugün 15 yaşında 7 yaş aklında yaşayan koca bir nesil var. Dikkat ederseniz birçok yönden birbirlerine benzerler. Vücut yapılarının anormal sağlıksız iriliği, yüzlerindeki tek tip çocuğumsuluk, konuşmalarındaki çocukluk veya olgun birey dışındaki her şey, günümüzden kopuk, bilgisayar ekranlarına bağlı, toplumsal meselelere duyarsız, ilgisiz, alakasız...
Öyle bir zamandayız ki üniversite mezunları, okumamış, küçüklüğünden beri bir ustanın yanında herhangi bir meslekte ustalaşmış, belini doğrultmuş, hayatını kurmuş gençlere özenir oldu. Okumak hayatı heba etmek olarak görülmeye başlandı.
Eğitim hayatı kısaltılmalı veya ilkokuldan itibaren veyahut ikinci 4'ten itibaren meslek seçimi, branş seçimi yapılmalı ve buna binaen meslek eğitimi başlamalı. Lise ile birlikte günün bir kısmı eğitime bir kısmı mesleği icra etmeye ayrılmalı ve bunun karşılığında gence hayatını kurma fırsatı verilmeli. Ailesini kuran, mesleğini icra eden ve ölünceye kadar mesleğinde kendini daha da uzmanlaştırmaya gayret eden nesiller yetiştirilmeli. Aksi takdirde günümüz kaba ifadesiyle maddi olarak ''bir yere kapak atan'' genç aile kurmak ve yatmak ile hayatını geçirecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder